Sosyal Siyaset Üzerine Yazılar...
1.İŞ KAZALARI
1.1İŞ KAZALARININ TANIMI
Çalışma hayatında, iş ortamında, çalışanların sağlığını ve can güvenliğini tehdit eden kazalara iş kazası denilmektedir. Çalışma güvenliği ile ilgili pek çok yasal düzenleme ve güvence yöntemleri uygulansa da, iş ve işçi güvenliği, çalışma hayatımızın en önemli konusunu oluşturmaktadır. İş kazaları, bir işyerinde ortaya çıkan ani ve beklenmedik olaylardır. Bu olaylar ne kadar öngörülebilir olursa ve tedbir alınabilirse iş kazaları o derece azalır ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşur. İş kazaları öncelikle küresel bir sorundur. Günümüzde giderek artan teknolojik gelişmeler, iş kazalarına yol açmaktadır ve iş kazalarını ciddi boyutlara taşımaktadır.
Teknolojik gelişmelerin paralelinde ortaya çıkan bu tablonun kaynağında, gerekli önlemlerin alınmayışının ve de alınmış önlemlere uyulmayışının yattığı görülmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü; “iş kazasını belirli bir zarar ya da yaralanmaya neden olan, beklenmeyen, önceden planlanmayan bir olay şeklinde tanımlamıştır.” Bir olayın, iş kazası olarak kabul edilebilmesi içinse yukarıdaki tanıma şu özelliklerin de eklenmesi gerekmektedir:
- Olayın iş ile ilgili olması.
- Olayın iş yerinde meydana gelmesi.
- Olayın işçiyi hemen ya da sonradan bedensel veya ruhsal bir arızaya uğratması
Ülkemizde ise iş kazasının tanımını, her tür iş ve endüstride istihdam sonucu doğan, bireysel yaralanma veya maddi hasara veya üretim akışında aksamaya yol açan ve bireysel yaralanma yaratabilecek istenmeyen olaylar şeklinde tanımlamıştır.” Bu tanıma göre iş kazalarında bireysel tehlike ve maddi zarar unsurlarının bulunması gerekir. Her kaza yaralanma ile sonuçlanmamaktadır. Bireysel bir hasar olmasa da üretim veya işin akışını engelleyebilecek ve maddi hasara yol açan bir olay iş kazası olacaktır.
İKİNCİ BÖLÜM
2)İŞ KAZALARININ GENEL DURUM
2.1) DÜNYADAKİ DURUMU
Hızlı teknolojik gelişmeler bir yandan insanın refahına hizmet ederken, öte yandan insan hayatı ve çevre için tehlikeleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle sanayileşmenin ve kütle üretimin süreçlerinin ön plana çıktığı geride bıraktığımız 20 yüzyıl; yoğun makineleşme ve üretim sürecine giren yüzlerce kimyasal maddenin yol açtığı meslek hastalıkları ve iş kazalarının yoğunlaştığı bir yüzyıl olarak hatırlanacaktır.
Günümüzde küreselleşme rekabetin boyutlarını genişletmiş, maliyetlerin düşürülmesi temel haline gelmiştir. Maliyetlerin düşürülmesinde en temel dayanak hepinizin bildiği gibi ucuz iş gücüdür, yani sigortasız, sendikasız, güvencesiz işçi sağlığı ve iş güvenliği.
• Uluslar arası Çalışma Örgütü ( ILO ) kaynaklarına göre her yıl 1,2 milyon kadın ve erkek iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybetmektedir. Yine aynı kaynaklara göre; her yıl 250 milyon insan iş kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalmaktadır. Buna rağmen toplumların iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki ciddiyeti ne yazık ki yeterli seviyede değildir. Bu konuya gereken önem ve öncelik verilmeli, işyerlerindeki sağlık ve güvenlik durumunun iyileştirilmesi için ulusal ve uluslararası seviyede bilinç arttırılmalıdır. Ülkemizde ise bakanlığımıza ulaşan veriler doğrultusunda son beş yıla şöyle bir göz atacak olursak ülkemizde de durumun ne kadar vahim olduğu gözler önüne serilmektedir. Son beş yılda ülkemizde işçi sayısı giderek artmış buna paralel olarak iş kazası sayılarında da artış gözlenmiştir. Bu bağlamda ülke olarak bu konuya kayıtsız kalmamalı ve acil önlemler almak zorundayız.
2.2)ÜLKEMİZDEKİ DURUMU
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Çalışma Örgütü'nün (ILO) yaptığı araştırmaya göre Türkiye, iş kazaları konusunda başı çekiyor. İş kazalarında Avrupa'da lider konumundaki Türkiye dünyada üçüncü sırada yer alıyor.
Türkiye yaklaşık her 6 dakikada bir iş kazasının meydana geldiği ve her 5 saatte bir çalışanın hayatını kaybettiği bir ülke. Her 4 saatte bir çalışanın "sürekli iş göremez" şekilde sakat kaldığı resmen açıklanıyor. SSK’lı olmayan kayıt dışı çalışanların uğradıkları ve SSK'ya bildirilmeyen iş kazaları da göz önüne alındığında bu oranların SSK istatistiklerinin birkaç kat üstünde olacaktır.
Ülkemizde çalışanların ancak % 35'i sosyal sigortalar kapsamındadır ve yüzde 8’i sendikalıdır. Bu da ülkemizdeki iş kazalarının gerçek sayısını tam olarak vermemektedir. Türkiye’de iş kazalarının gerçek rakamlarına, gerçek istatistiklerine ulaşmak çok zordur. Sadece kayıtlı işçilerinin kaza verilerini yayınlayan SSK verileri, bu anlamıyla çok fazla belirleyen olamıyor. Gerçek rakamlar söylenenlerin çok daha ötesindedir.
SSK verilerine baktığımızda da dikkatimizi çeken bir husus, ölüm oranlarının kaza oranlarına göre çok yüksek çıktığı yönündedir Bunun sebebi de, iş kazalarının patron tarafından ilgili birimlere bildirimleri yapılmayıp, işçiye bir sus payı verilerek üstünün kapatılması yönündedir. Ancak ölüm vakasının üstünün kapatılması mümkün olmadığı için bildirim yapılmak zorunda kalmaktadırlar. Bunlar ne yazık ki gerçek ve acı bilgilerdir. Bunun en acı örneklerine ise, en son tersanelerde yaşanan ölüm vakaları nedeniyle şahit olduk.
Yapılan Araştırmalarda iş kazalarının % 50 sinin kolaylıkla önlenebilecek kazalar olduğu, % 48 inin sistemli bir çalışma ile önlenebileceği, % 2 sinin ise önlenemeyeceğini ortaya çıkmıştır. Bu da bizlere iş kazalarının % 98 önlenebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Önlemek ödemekten ucuzdur mantığı ile hareket ederek işyerlerinde tehlike kaynaklarını ortaya çıkartıp bunlardan oluşabilecek riskleri kontrol altına alabilirsek olabilecek kazaları azaltmış ve tehlikeli ortamları ortadan kaldırmış oluruz.
• Bazı kaynaklarca, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin, bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hâsılalarının % 1’i ila %3’ü oranında değiştiği belirtilmektedir. Ülkemizde ise en iyimser yaklaşımla, iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin yılda 4 milyar YTL olacağı tahmin edilebilir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu maddi ve manevi kayıplar, ülke ekonomisi açısından fevkalade önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu nedenle ülkemizde de iş sağlığı ve güvenliği alanında çok ciddi tedbirlerin alınması mecburiyeti vardır...
10 Nisan da Eğitim-Sen’in düzenlemiş olduğu Dostluk ve Dayanışma yemeğine davet edildik.18 Mart Üniversitesi Uygulama Otelinde gerçekleşen yemekte geceye Belediye Başkan Vekili Oğuz Teoman, İntepe Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz, Kepez Belediye Başkan Vekili Yüksel Özdemir, ÇOMÜ Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Şükran Cirik, ÇOMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Akça, CHP Merkez İlçe Başkanı Adnan Güler, Yeniden Köy Enstitüleri, Çydd ve Eğitim-Sen katılıldılar. Açılış konuşmalarıyla başlıyor Köy Enstitülerin zeybek oyunuyla devam ediyordu gece. Eğitim-Sen Çanakkale Şube Başkanının boş bir anını yakalayıp sohbet etmek istediğimi iletiyorum. Memnuniyetle kabul ediyor başlıyoruz sohbete…
Merhabalar Güngör Bey, Sizi tanıyalım?
Merhabalar, Öncelikle hoş geldiniz gecemize. Ben Güngör Güler.1962 Edirne doğumluyum. Kepirtepe Anadolu Öğretmen Lisesi 1979 mezunuyum. Trakya Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümü 1983 mezunuyum. Şuan Çanakkale Eğitim-Sen Şube Başkanlığı görevini yürütmekteyim.
Yaklaşan bir 1 Mayıs var. Neler bekliyorsunuz bu seneki 1 Mayıstan. Hükümetin son hamlesini nasıl yorumluyorsunuz?
Öncelikle hükümetin 1 Mayısı bayram ilan etmesi lütuf değil. Hakkın geri iadesidir.1 Mayısı bayramı zaten bizim hakkımızdır. Demokrasi istiyorsak demokratik bir ülkede yaşıyorsak bu hakkın geri iadesinin verilmesi gerekiyordu. Bunun yanında şunu belirtmek isterim. Bu bir siyasal açılımdır. Bu açılımlarda ABD tarafından uygulatılmaktadır. Türkiye nasıl PKK sorununu kendi başına çözemiyorsa aynı şeyler 1 Mayıs içinde geçerli.
Peki, Hafızlardan silinmeyen 1 Mayıs var. Kanlı 1 Mayıs. Bu konuda neler söyleyeceksiniz. Biliyorsunuz ki hala katiller bulunamadı. Bu Avrupa birliğine girmek isteyen bir ülke için ne ifade eder?
Evet, 1 Mayıs 1977. 34 kişinin hayatını kaybettiği 136 kişinin yaralandığı kanlı 1 Mayıs.1977 de ben taksimdeydim. Olayları bizzat yaşadım. Taksim o günden sonra namusumuz oldu. Kolay değil 34 can gömüldü taksime. Katillerinin bulunamaması Türkiye’nin ayıbı. Fakat o güne kan bulaştıran ne hükümet nede başkasıdır. O güne kan bulaştıran CIA in ta kendisidir. Çünkü ülkede yükselen bir solcu ve sosyalist hareket var. Ve bunu engellemek istiyorlardı. Bundan rahatsız olan ABD o kanlı hamleyi gerçekleştirdi.
Bu sene 1 Mayısın tatil ilan edilmesiyle her sene olduğu gibi yine taksime çıkmak isteyeceksiniz. Sizce taksime çıkılabilecek mi bu sene?
Daha önce belirttiğim gibi taksim bizim onurumuz namusumuzdur. Nasıl bir Çinli için Tiananmen meydanının önemi büyükse bizim içinde Taksim de bizim için o değeri taşımaktadır. Biz yine her sene olduğu gibi bu senede taksime yürüyeceğiz. Yine yarı yolda bırakılacağız bazı sarı sendikacılar(Türk-İş den bahsediyor) tarafından ama biz yinede taksime yürüyeceğiz. Her ne pahasına olursa olsun bu sene taksim de kutlanacak 1 Mayıs.
Birazda Eğitim-Sen den bahsedelim… Nedir İstekleriniz?
Eğitim-Sen 106 yıllık bir hareket. Kesk’e bağlı bir sendika güçlü bir yapı. Eğitim emekçileri, 1900'lü yılların ilk çeyreğinde anti-emperyalist tutumlarıyla bağımsızlık mücadelesi içinde, 1920–1945 yılları arasında eğitim hakkının halka ulaştırılmasında, 1970–1980 yılları arasında ülkemizin yukarıdan aşağıya faşistleştirilmesine karşı anti-faşist mücadelede, 1980 sonrasında ve 1990'lı yıllarda demokrasi, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinde toplumsal muhalefetin önemli bir kesimini oluşturan bir sendikadır. Bizim isteğimiz hükümetten toplu sözleşme hakkı. Siyaset yapma hakkı. Ülkemizde memurlara siyaset yasağı var demokratik bir ülkeye yakışmayan bir tutum. Biz bunların değişmesini yasakların kaldırılmasını istiyoruz.
Son olarak Ergenekon’un 12. Dalgasından bahsedelim. Bu son dalga akademisyenlere aydınlara vurdu. Bir nevi Eğitime vurdu. Siz Eğitim-Sen Olarak ne düşünüyorsunuz?
Bu dava artık kendini aşmıştır. Bu dava suçluları bulma eğilimli değil masum insanları suçlayan bir dava halini almıştır. Şunu unutmamak lazım bizim ülkemizde aydınlar öldükten sonra değer kazanır. Hayattayken çekmedikleri kalmaz öldükten sonra siyasilerin kirli oyunlarına alet edilirler. Tıpkı Nazım Hikmet örneğinde olduğu gibi. Yine tarih tekerrür edecek ve bu davada ki aydınların da sonu o şekilde olacak. Şimdi hainler ama öldükten sonra hepsi birer aydın hepsi birer vatan sevdalısı ilan edilecek.
Bu değerli bilgileri bizle paylaştınız için çok teşekkür ederim. İyi akşamlar…
Asıl ben teşekkür ediyorum. Size de yazı hayatınızda başarılar dilerim.İyi akşamlar.İyi eğlenceler.
Çanakkale Eğitim Sen Şube Başkanı Sn.Güngör GÜLER ile Çanakkale Turizm Uygulama Otelinde ''1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı'' ve ''Ülkemizde Sol ve Sosyalist Devrimler'' üzerine kısa bir sohbet ettik.Röportaj kısa bir süre içerisinde yayında olacaktır.Ayrıca Eğitim Sen'in Akşam Yemeğinden ayrıntılar da burada olacak...
Yine aylardan nisan yine bir mayıs öncesi. Yine aynı kavgalar yine aynı tartışmalar diye yazacaktım ama hükümet bir sus payı veriyor bu mayıs öncesinde.Nasıl mı? Lütfediyor ve 80 de cuntacıların aldığı 1 Mayıs'ı İşçi Bayramı olarak kutlama hakkını geri veriyor yeni bir hak veriyormuşçasına. 1 Mayısın İşçinin ve Emekçinin Bayramı olduğu akıllara geliyor tam 30 yıl sonra. Ülkemizde de bayram olarak kutlanacağının haberini veriyor. Sanki hiç kutlanmamış sanki ilk defa kutlanacakmışcasına.
Taksit Taksit Taksime…
Peki, biz bu bayramı kutlayacağız da nerede kutlayacağız soruları geliyor akıllara. Yine aynı tartışmalar mı yaşanacak merak konusu. Sendikalar taksim diye direnecek. Devlet taksim olmaz diye diretecek yine gergin girilecek bir Mayıs ayına daha. Ve o yine bilindik olaylar. Polisle işçilerin çatışması yine o savaşvari sahneler. Ama bu sene Sendikaların onurlu mücadelesi zaferle sonuçlanacak galiba. Devlet bayramdan sonra taksimi de verecek işçilere. Bence Can Dündar’ın dediği gibi taksit taksit Taksime yürünecek bu sene bir bayram havasında.
‘’Benim ömrüm yetmese de çocuğumun görmesi için çalışacağım’’
Bu sözler Türk-İş Genel Sekreteri Mustafa TÜRKEL’ e ait. Uludağ Üniversitesinde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Haftasının 3.günü. 11 Martta Sendikalar oturumunda söylüyor bu sözleri. Bu söz de onların bu bayramı neden taksimde kutlamak istediklerini ortaya koyuyor aslında. Kendisinin göremeyeceğini en azından çocuğunun görmesini istiyor. Artık namus meselesi olmuş taksimde kutlamak. Kanlı 1Mayıs dan(1977) sonra (hani şu katillerin bulunamadığı!) 1 mayıs dan sonra biz daha ölmedik biz buradayızın mesajı olabilir taksimde kutlamak. Ya da kan bulaşmadan kardeşçe kutlanabileceğin de adresi ve kanıtı olabilir taksimde kutlamak...
Bundan iki hafta önce Diyanetin Cuma günleri camilerde okunması için dağıttığı hutbelerden biri geçti elime. Dikkatimi çeken bir konu olduğu için paylaşmak istedim sizlerle. İşçi ve işveren ilişkileri, Hadisler ve Kuran-ı kerim den alıntılarla işlenmiş. Diyanet’in, ekonomik krizin hâkim olduğu ve işçi işveren ilişkilerinin bunun etkisiyle kötüleştiği bu günlerde nokta atışı yaptığı kanaatindeyim.
Bu hutbeyle çok şey öğrendim ve işverenlere kanunlarla yaptıramadıklarımızı belki vicdan muhasebesiyle yaptırabileceğimiz kanısına vardım.
Öncelikle İslam dininin bu ilişkiye ne kadar objektif baktığını görmek mutlu etti beni. Onu da hutbeden yaptığım alıntılarla göstermek istiyorum. (Çalışma hayatını düzenleyen hak, adalet ve sorumluluk bilincinin iki muhatabı vardır ki bunlar işçi ve işverendir. İşçi olmadan işverenin, işveren olmadan da işçinin varlığı düşünülemez. İki kesim arasında karşılıklı sevgi ve saygı anlayışı esastır.)Bu cümlede bu ilişkinin saygı ve sevgi esasına dayandığı söylenmiş. Çıkış noktası sevgi ve saygı olan bu ilişkinin günümüzde geldiği nokta düşündürüyor açıkçası. Sevgi ve saygının sonu İş Mahkemeleri ve miting alanları oldu maalesef.
Bir diğer nokta işverenin sorumlukları ve devletin hakemlik görevi. (Mü’min bir işveren, işyerini sağlık şartlarına uygun, her türlü tehlikelere karşı tedbirini alarak güvenli bir iş sahası olarak hazırlamalıdır.)Günümüzde ise işverenin işçiye hazırladığı ortam gözler önünde.Tuzla tersanesinin durumu bu cümleye en güzel örneklerden bir tanesi. Göz göre göre iş kazaları(işçi katliamları!!) aldı başını gidiyor.kanunların yetersizliği mi? yoksa devletin göz ardı mı? Diyelim anlam vermek mümkün değil.
(İşveren sigortasız işçi çalıştırmanın veya çalışanların sigorta primlerini eksik ya da hiç yatırmamanın bir kul hakkı ihlali olduğunu unutmamalıdır.)Gözlerden kaçmaması gereken ayrıntılardan bir tanesi. İşçinin hakkının verilmemesi. İşçinin hakkı olanının alabilmek için mahkeme mahkeme dolaştırılması. Unutulmamalıdır ki Allahın ahrette tek affetmeyeceği günah kul hakkıdır. Her şeyi affeden Allah kul hakkında o kadar iyimser olamayacağını Kuran-ı Kerimde belirtmiş.
Ve hutbe Hadisi Şerifle bitirilmiş. (Helalinden çalışarak yorgun bir vaziyette yatağa giren insanın günahları affedilecektir)İslam dininde çalışmanın da bir ibadet olduğunun ispatıdır bu. Bu hadisin anlamlarını çoğaltabilir aslında. Çalışmanın da bir ibadet olduğu bu dinde ibadetin de düzgün yapılması zorunluluğu vardır. O yüzden işçilerimizde işlerini düzgün yapmalı ve işlerine özen göstermeli. Nitekim 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde 20 bin kişiyi kaybetmemiz bunun en acı bir örneğidir. Projeye uyulmadan, kalitesiz bir malzemeyle yapılan işin bedeli, telafisi mümkün olmayan acılarla ödenmektedir. Son olarak diyanet bu hutbesiyle işçi işveren ilişkilerini dini boyutuyla güzel bir mesaj verdiğinin düşüncesindeyim. Bunu da sorumluluk duygusuyla bizlerle paylaşan diyanet yetkililerine teşekkürü bir borç bilirim.Aylardır süre gelen bir kriz söylentisinin içindeydik. Olayın iktidarımız tarafından çaktırılmamaya çalışılsa da nitekim güneş balçıkla sıvanmaz. Bu krizin ülkemizi ne boyutta etkilediği tartışılır. Fakat kendi çapımda yaptığım araştırmalar sonucu bu güne kadar her krizin faturasını kime çıkarttıysak yine onlara çıkarttık. İşçimiz. İşçimiz. İşçimiz.
Küresel krizle ilgili TOSYÖV Bursa Derneği, DOSABSİAD ve GESİAD tarafından düzenlenen ‘Ekonomik Gelişmeler ve Beklentiler’ konulu seminere katılmıştık. Seminerin konuşmacıları ekonomist Uğur Civelek ve Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu idi. Seminerde kriz enine boyuna tartışıldı. Sonuç; Koskoca bir karamsarlık tablosu.
Seminerin sonuna doğru sorular sorulmaya başladı. Çok dikkatimi çeken ve çok sinirlendiğim bir soru soruldu. Bir tane şirketin üst düzey sorumlusu Uğur Bey’e şu soruyu sordu. Bugün şirkette yaptığım toplantıda 15 tane işçiyi bugün mü yoksa yarın mı işten çıkartsak diye tartışıldığını söyledi.
Kendi kendime sordum.Neden? Her krizin faturasını biz işçimize kesiyoruz. İktidarın yıldırma politikası ve işe yaramaz ekonomi politikalarının bedellerini neden işçimiz neden biz ödüyoruz.
İşverenlerimiz bu konuda duyarlı olmalı.Artık lütfen faturaları işçinin önüne değil de şu elinizde oynattığınız iktidarın önüne koymaya çalışın. İşçileri çıkarta çıkarta yakında çıkartacak işçi bulamaz duruma geldiğinizde o koltuklarınızda o kadar rahat oturamayabilirsiniz.Hem devlet yetkilileri hem de özel sektör temsilcileri...
Bugün 8 Aralık. Benim doğum günüm. Çifte doğum günüm. Bu dünyadaki 20.yılı dolduruşumun yanında blogda 1. günüm.
Artık bugünden sonra meraklı olduğum ve severek peşinden koştuğum sosyal politika yazılarıma buradan devam edeceğim.
Açıkçası bana bu konuda güven veren şey 16–17 Ekim tarihinde Ankara üniversitesinde ki Genç Sosyal Politikacılar Kongresi olmuştu. Uludağ üniversitesini temsilen oraya konuşmacı olarak katılmıştım. Orada diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarla güzel bir kongre çıkardık.
Uzun lafın kısası daha önceki deneyimlerime güvenerek buradan sizlere naçizane yazılar sunacağım.
mustafa gümüş© Mustafa GÜMÜŞdesigned by DT